27 September 2007
Antiocheia (Yalvaç)
Yazar: admin | Kategori: Amazon kalkanı| Amyntas| Anthios Vadisi| Antik Şehir| Antik Şehirler| Antiocheia| Antiokheia| Apollonia| Arşitrav| Augustus Tapınağı| B.Levick| Cardo Maximus| Claudius Devri| Colonia Caesarea| Decumanus Maximus| Demeter| Galatya| Hippokampos| I.A. Richmond| Isparta| Latince yazıt| Limenia Adası| Men Kutsal Alanı| Men Tapınağı| Pisidia kenti| Poseidon| Prehistorik Eser| R.G. Collingwood| Res Gestae Divi Augusti| Roma| Roma hamamı| Seleukos kolonisi| St. Paul| Su Kemeri| Sultan Dağları| Tiberius| Tiberius Devri| Triton| YALVAÇ PİSİDİA ANTİOKHEİASI| Yalvaç| Yalvaç Müzesi| decuriolar| hayvan kabartmaları| kalkan| nymphaeum| palaestra| plaster| propylon| rhyton| spandrel| ızgara şehir planı
Antiokheia’nın Isparta İli’ne baÄŸlı Yalvaç İlçesi’nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan DaÄŸları’nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuÅŸ bir Pisidia kentidir.
Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluÅŸ tarihi bilinmemektedir. Bu ÅŸehir I. Seleukos veya oÄŸlu Antiokhos tarafından kurulmuÅŸtur. M.Ö. 39 ila 36 yılları arasındaki bir tarihte Amyntas’ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö. 25′de öldürülmesiyle, bölgenin bütün ÅŸehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil edilmiÅŸtir.
Antiokheia, M.Ö. 25′te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuÅŸtur. Kent, pek çok Latince yazıtın da kanıtladığı gibi, yaklaşık olarak ikiyüz yıldan fazla bu statüsünü korumuÅŸtur.
Latince’nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiÅŸ olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoÄŸunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince’nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince’nin, Grekçe’yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduÄŸu görülmektedir.
I.A. Richmond ve R.G. Collingwood’un tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduÄŸunu ileri sürmektedir. Ancak, Antiokheia’nın geniÅŸ sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun yaÅŸadığını söyleyebiliriz.
Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın hemen sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anladığımıza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur.
Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoÄŸunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde “colonia” yazısı yer almaktadır. Claudius II’ye kadar sikke basımı devam etmiÅŸtir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaÅŸtığını anlamaktayız.
İ.S. 713′de Araplar’ın istilasına uÄŸrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç’a göçtüğü, diÄŸer bir kısmının ise baÅŸka eyaletlere taşındığı görülmektedir.
Kentin Tanımlanması
Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m. yükseklikte; Sultan DaÄŸları’nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios Vadisi’ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliÄŸindeki bu tepenin doÄŸu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduÄŸundan kente ancak batıdan kolaylıkla ulaşılabilmekteydi.
Akropolün yüzeyi düz olmayıp doğu-batı, kuzey ve güneyde bir takım tepeler, başka bir ifade ile yedi tepe vardır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde toplanmıştır.
Arazinin doÄŸal durumundan azami yararlanarak Antiokheia’da ızgara ÅŸehir planının ustaca uygulanması ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle temel kalıntılar halindedir.
Sur dahilinde, birbirine dik olarak; güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Şehir planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz sokakların mevcut olduğunu görmekteyiz.
Kentin iki ana meydanı şehrin doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise, nymphaeumun önünde bulunmaktadır.
Kentin kuzeyinde, Roma hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. DoÄŸudaki tepenin yamaçlarında Augustus Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elveriÅŸli yerlerinde evler serpiÅŸtirilmiÅŸ durumdadır. Åžehrin batısında Anadolu’nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaÅŸmıştır. Antiokheia’da geniÅŸ çapta kazı yapılmadığından diÄŸer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgiye sahip deÄŸiliz.
Kentin kuzeybatı surları temel seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır.
Şehrin ana kapısı olan batı kapısı iki yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer almaktadır.
Sur Duvarları
Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır.
Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir.
Hellenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Batı Kapısı
Kentin en görkemli kapısı ÅŸehrin batısında yer almakta idi. İki kenar ve iki orta pylonlu olmak üzere üç açıklıklı geçit ÅŸeklindedir. Tonozları taşıyan ayakların gövde ölçüleri 3.20×2.36 m. olup; ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, sade ve düz yapılmıştır. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Ön cephenin odak noktasını, merkezde yer alan kemerin iki yanındaki üçgen boÅŸluklarda (spandrel) ve plasterler üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standard taşıyan iki part kabartması teÅŸkil etmekteydi. Ayrıca plasterler üzerinde girland taşıyan Nike’ler de bulunmakta idi.
Batı kapısının, kent dışına bakan kademeli arÅŸitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle “Gaius Lulius Asper Con. 212″ yazıtı yer almaktadır. ArÅŸitrav üzerinde bulunan frizde, Hippokampos, Triton, Amazon kalkanı (her iki ucu kartal başı ÅŸeklinde) zırh ve çeÅŸitli silah kabartmaları bulunmaktadır.
Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu, gerekse üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre İ.S. 212 yılında yapılmış olmalıdır.
Güney Kapısı
Kentin güneyinde Anthios Vadisi’ne çıkış için en müsait yerde inÅŸa edilmiÅŸtir. Tek giriÅŸli olduÄŸu anlaşılan kapının, günümüze çok az mimarî kalıntıları ulaÅŸmıştır.
Kuzey Kapısı
Şehir surunun kuzeybatı köşesinden yaklaşık 70 m. uzaklıkta ve kuzey yöne bakmaktadır. Tek geçitli olan kapının sadece temel kalıntıları yerinde görülebilmektedir. Kent surları ile birlikte inşa edildiğini tahmin ettiğimiz kapı da herhangi bir bezeme unsuruna rastlanmamıştır. Bunların dışında daha küçük boyutlarda giriş için kullanılan tali kapıların olduğu muhakkaktır.
Augustus Tapınağı
Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus’un ölümünden sonra inÅŸa edilmiÅŸtir.
Yapının temeli doÄŸal kayanın kesilmesi ile oluÅŸturulmuÅŸtur. 2.50 m. yüksekliÄŸindeki bir podium üzerinde yer alan tapınaÄŸa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Tapınak podiumunu teÅŸkil eden doÄŸal kayanın iç kısmı oyulmak sureti ile meydana getirilen mahzen 5.65×7.90 m. ve 2 m. derinlikte olup, muhtemelen adak eÅŸyalarının muhafaza edildiÄŸi bir yerdi.
Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmakta idi. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.
Tapınak önünde, 63×85 m. boyutlarında imparatorun adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yer alan yaklaşık 5 m. geniÅŸliÄŸindeki sütunlu galerilerin ise bugün kısmen temel izleri seçilebilmektedir.
Yapının tarihlemesine gelince, gerek yazıtlardan gerekse bezeme işçiliğinden elde edilen bulgular, yapım faaliyetlerinin Tiberius Devrinden, Claudius Devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiğini göstermektedir.
Propylon
Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmişti.
Anıtsal giriÅŸ kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere; dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25×3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50×3 m. dir.
Ayakların taban açıklıkları iki yanda 3.50 m. olduğu halde, orta kısımda 4.50 m. yi bulmaktadır. Ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, tonoz ayaklarının önünde ise Korinth başlıklı dört sütun durmakta ve bunların üzerinde de arşitrav ve friz yer almakta idi.
Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır.
Kademeli olarak yapılan arÅŸitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON…) yazıtının bulunduÄŸu anlaşılmaktadır. ArÅŸitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaÅŸ gemileri, kalkanlar, çeÅŸitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun baÅŸlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır.
Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir.
Augustus’un ölümünden önce yazdığı vasiyeti “Res Gestae Divi Augusti”, onun yaÅŸam boyunca yaptığı iÅŸlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiÅŸtir.
Anıtsal giriş kapısını, stilistik açıdan İ.S. I. yüzyılın ortalarına tarihlememiz akla en yakındır. Çünkü arşitrav üzerindeki yazıt da bu fikrimizi teyid etmektedir.
Tiberius Alanı
Sütunlu caddenin hemen doğu bitiminde yer alan Tiberius alanını doğuda propylonun anıtsal merdivenleri; kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevreliyordu.
Bugün temel kalıntılarını gördüğümüz bu yerin ana girişi batı yönünde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmakta idi.
Kentin sosyal yaÅŸamının geçtiÄŸi bu alanda İ.S. 16′da askerlerin bir grevine de sahne olmuÅŸtur. Hayat ÅŸartlarının iyileÅŸtirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmiÅŸler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu bizzat onarmışlardır.
Sütunlu Cadde
Antiokheia’da ÅŸehrin bel kemiÄŸini teÅŸkil eden sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiÅŸtiÄŸi kavÅŸaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doÄŸusundan baÅŸlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır.
Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir.
Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir.
Stilistik ve yapısal özellikleri sütunlu caddenin, imparatorluğun kalkınma dönemlerine, büyük bir olasılıkla İ.S. I. yüzyılın ortalarına ait olduğu kanısını uyandırmaktadır.
Tiyatro
Kentin merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro, şehre hakim bir yerde bulunmaktadır. Örenyerindeki kalıntılar arasında en fazla tahribata uğramış bir yapıdır.
Antiokheia tiyatrosunun, her antik tiyatro gibi üç esas kısımdan meydana geldiği görülmektedir.
- 1- Seyircilerin oturmaları için yarım daire şeklinde
tertiplenmiş oturma sıraları (cavea).
2- Yarım daire şeklinde bir meydan (orkestra).
3- Oyunların oynandığı sahne binası (skene).
Tiyatronun Oturma Kademeleri
Yapının ön yüzü kuzeybatı yönünde yaklaşık 105 m. uzunluğundadır. Gerideki yuvarlak çevre ortalama 185 m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacı oyulmak suretiyle doğal toprak eğimi üzerine yerleştirilmesine karşın, güney yönündeki oturma kademelerinin (araziyi tiyatronun şekline uydurmak için) tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı (substrüksiyon) üzerine yerleştirildiği görülmektedir.
Diğer taraftan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddesinin (Cardo Maximus) güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu bir tünel içinden geçmesi çok ilgi çekicidir. Bu kapalı tünelin uzunluğu 56 m., genişliği ise, 8 m. dir. Roma Döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır.
Bugünkü mevcut kalıntılara göre, 5.000 kişiyi alabilecek kapasite de olduğunu tahmin ettiğimiz tiyatronun dairevi bir kuşakla (diazoma) bölündüğü; muhtemelen 26 basamaktan oluşan, seyircilerin oturmalarına tahsis edilen basamaklar arasında, inişi ve çıkışı sağlayan dördü ortada, ikisi yan uçlarda olmak üzere altı ara merdivenin bulunduğu sanılmaktadır.
Orkestra: Aşağı yukarı yarım daire şeklindedir, çapı 35 m. dir. Oturma sıralarının mevcut durumuna göre 1.10 m. aşağısında, zeminin taş döşeli olduğu görülmüştür.
Sahne Binası (skene): Asıl tiyatrodan öne doÄŸru çıkıntılı, 12×55 m. ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahip olduÄŸu temel kalıntılardan tespit edilmiÅŸtir. Bugün kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uÄŸramış durumdadır. Ancak cephe mimarîsinin bezemeli olduÄŸu ve kabartmalı frizlerle donatıldığı ele geçen mimarî parçalardan anlaşılmaktadır.
Bugün görülen kalıntılar İ.S. 4. yüzyılın başlarına ait olsa gerektir.
Roma Hamamı
Kentin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Yapı arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen plan gösterir.
Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir.
Palaestra, kapalı hamam yapısının önünde yer almaktadır. Üç tarafı revaklarla çevrili olduÄŸu tahmin edilen orta avlunun, yüzölçümü 20×23 m olup; revaklar kısmı ile birlikte 37×29 m. dir. TaÅŸ döşeli tabanı dışında, üst yapıya ait yeterli mimarî parça ele geçirilemediÄŸinden üst yapı mimarîsi hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır.
Kapalı hamam kısmı; yaptığımız araştırmalar sonucu, yapının palaestraya bir bütün olarak bağlı olduğu ve çağın diğer hamam yapılarında olduğu gibi üç bölümden meydana geldiği anlaşılmaktadır.
- 1- Frigidarium (Soğuk kısım),
2- Tepidarium (Ilık kısım),
3- Caldarium (Sıcak kısım).
bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır. Yapının mevcut kalıntılarından, İ.S.I. yüzyılın sonlarında veya II. yüzyılın başlarına ait olduğu söylenebilir.
Stadium
Sultan DaÄŸları’nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır.
Stadium’un uzunluÄŸu 190 m., geniÅŸliÄŸi ise 30 m. dir. Yapı “at nalı” ÅŸeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Hellenistik Devirde inÅŸa edilmiÅŸ, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiÅŸtir.
Stadium, Antiokheialılar’ın hayatında antik çaÄŸlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeÅŸitli oyunlar, özellikle atletizm, güreÅŸ ve boks vs. gibi bedensel hareketler yapılmıştır.
İ.S. 3-4. yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da Roma dünyası için popülerdi. Bu oyunlar daha sonra tiyatro ve stadiumlarda oynanmıştır.
St. Paul Kilisesi
Antiokheia’nın ilk ve en büyük kilisesi olup, ÅŸehir suruna bitiÅŸik ve Roma hamamının yaklaşık 200 m. güneyinde yer almaktadır.
Bazilikal bir plan gösteren binanın boyutları 70×26 m. dir. DoÄŸuya yönelen ve mekanın dışına taÅŸan apsis, yarım daire ÅŸeklinde olup; ortasında daha geniÅŸ bir nef, yanlarda dar iki nef olmak üzere üç neflidir. Orta nef, 43.10×11.90 m., yan nefler ise 43×4.93 m. ölçülerindedir. İç mekan büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânı yanlardaki dar mekândan; onüçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiÄŸi anlaşılmaktadır.
Kilisenin batısında, enine yerleşik dikdörtgen biçiminde ve önünde altı sütun bulunan bir narteks yer almaktadır. Narteksin uzunluğu 8.90 m., eni 21 x 76 m. dir. Bu bölümden orta nefe daha geniş, yan neflere ise dar kapılarla geçilir.
Kilisenin tüm tabanını kaplayan mozaiğin çok renkli ve çeşitli desenlerden oluştuğu araştırmalar neticesi saptanmıştır. Ayrıca bu mozaik tabanın F.J. Woodbridge tarafından da dizaynı yapılmıştır. Taban panolarında beş renk ile üç ana desenin kullanıldığı ve bunlara ilaveten geometrik ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülmüştür. Mozaiklerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, mozaikli asıl mekânın merkezi yerinde gözle görülebilir ölçüdeki dört adet Yunanca kitabenin yer almasıdır. Bu kitabeler daha küçük tesseralardan oluşan mozaiği yaptıranlar ile görevli papazların ad ve adaklarını içermektedir.
Bu kitabelerin birinde adı geçen Optimus, Ortodoks liderlerinden biri olup; İ.S. 375-381 yılları arasında Antiokheia’da piskoposluk yapmıştır.
BilindiÄŸi gibi İ.S. 46 yılında St. Paul bu kilisenin altında yer alan Sinagog’ta Hristiyanlığı yaymak için Barnabas’la birlikte ilk vaazını vermiÅŸtir. Bu nedenle, St.Paul’a adanan bu kilise, büyük bir önem arz etmektedir. DiÄŸer taraftan, St. Paul’un yeni dini yaymak için vaaz verdiÄŸi sinagog üzerine yapılmış ilk kiliseyi Anadolu’da sadece Antiokheia’da görmekteyiz.
Küçük Kilise
Şehrin merkezinde ve sütunlu caddenin yaklaşık 35 m. batısında yer alan kilise, Latin haçı şeklinde bir plana sahiptir. Doğu-batı uzantılı yapı, ortasında geniş bir nef, yanlarda iki nef ile dar bir narteksten meydana gelmiştir.
Bina dıştan dışa, 43×25.50 m. ölçülerindedir. Yapının yaklaşık 23 m. uzunluÄŸundaki ana mekânının, iki yan duvar arasındaki mesafesi 15.50 m. olup; bu ölçüler bize asıl mekânın mümkün olduÄŸu kadar geniÅŸ tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. Orta nefin doÄŸu ucunda ise apsis yer almaktadır.
Narteks nef duvarlarının her iki tarafa doÄŸru uzatılması ile elde edilmiÅŸ, 6.50 x 23.50 m. boyutlarında ince uzun dikdörtgen bir mekândan ibarettir. Kilisenin yarım yuvarlak apsisinin iki yanındaki kalan temel kalıntılarından, pastophorion odalarına sahip olduÄŸunu çıkarmaktayız. Böylece yapının bu odalar ile birlikte düz bir duvarla sınırlandığı, daha doÄŸrusu doÄŸu duvarının düz bir cepheye sahip olduÄŸunu görmekteyiz. Kazılar sırasında bulunan bir mühür üzerinde bu kilisenin üç martyri zikredilmektedir (Neon, Nikon ve Heliodorus). Ayrıca Antiokheia’da ilk görev yapan papazın Basus adını taşıdığı da bu mührün diÄŸer yüzünden anlaşılmaktadır. Yapı plan ve malzeme yönünden İ.S. 5. yüzyılda yapılmış olabilir.
Nymphaeum
Anıtsal çeşme, kuzey-güney caddesinin; kuzey ucunda yer almaktadır. Bugün dahi belirli bir şekilde temel kalıntıları seçilebilmektedir.
Nymphaeum’un iki kısım halinde yapıldığı, biri önde çeÅŸmeler bulunan muhtemelen sütun mimarîsi ile süslü fasad duvar, diÄŸeri bu fasadın arkasında suların toplandığı depo kısmından ibaret olduÄŸu anlaşılmaktadır.
Nymphaeum’un gerisinde, 10×27 m. ölçülerinde su deposunun temel kalıntıları görülmektedir. Depoda toplanan su, piÅŸmiÅŸ toprak, taÅŸ ve kurÅŸundan yapılmış borularla kente dağıtılıyordu. Åžehrin belirli yerlerinde dört çeÅŸmenin bulunduÄŸu, yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiÅŸtir. Tiberius alanı ile batı kapısının arkasındaki çeÅŸmelerin anıtsal bir yapıya sahip olduÄŸu, geride kalan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Antiokheia’da son derece geliÅŸmiÅŸ bir su sisteminin varlığı kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Nymphaeum, I. yüzyılın sonlarına doÄŸru inÅŸa edilmiÅŸ olabilir.
Su Kemerleri
Kent mimarîsinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma Çağında, Antiokheia ÅŸehrinin geliÅŸip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde “su çıktı” adı ile anılan kaynaktan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile saÄŸlanmakta idi.
Arazinin topografik yapısına uyarak yerleÅŸme yerine uzanan su kemerleri, nymphaeuma sona ermekte ve ÅŸehrin yaklaşık 2/3’sinin su ihtiyacını karşılamakta idi. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta durmakta, görenleri hayrette bırakacak kadar özenli ve kuvvetli yapıları ile dikkati çekmektedir.
Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5-7 m. arasında değişmekte; mevcut uzunluğu ise, 250 m. yi bulmaktadır. Kemer ayakları 2.10 m. ölçülerinde ve dört metre yüksekliğinde olup; dikdörtgen blok taşların harç kullanılmadan örülmesi ile yapılmıştır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70-3.80 m. arasında değişmektedir.
Su kemerlerinin üst yapısı tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçların (canalis) yapısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak ele geçen mimarî parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır.
Su yolunun tarihlemesine gelince: İ.S. I. yüzyılın sonlarında Roma eyaletlerinde yaygınlaÅŸan su iletim sistemleri Anadolu’da çeÅŸitli bölgelerde belirgin örnekle bilinmektedir. Kentin tarihi geliÅŸmesi ile baÄŸlantılı olarak bunun İ.S. I. yüzyılın sonlarında yapılmış olduÄŸu söylenebilir.
Men Kutsal Alanı
İlçeye 5 km. uzaklıkta “Gemen Korusu” denilen bir tepe üzerinde kurulmuÅŸ olup, taşıtla ulaşılmaktadır. Kutsal alanda “Ay Tanrısı Men” adına inÅŸa edilen tapınağın tarihi İ.Ö. 4. yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tapınağın dışında 2 kilise, stadium ve evler yer almaktadır.
Men Tapınağı
Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen bir eski Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır.
Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men’e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doÄŸaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia’nın kuruluÅŸundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoÄŸusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuÅŸtur.
Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır.
6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella’nın iç ölçüleri 6.45×7.85 m. dir. Krepidoma 9 basamaklı olup, basamak derinliÄŸi 35 cm., yükseklik 25 cm. dir. Tapınağın temel duvarları, cella duvarının bazı kısımları yer yer ayaktadır. Hemen hemen cella büyüklüğünde olan opistodomos’un nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir. Batıda yer alan pronaos’un önünde muhtemelen 75 cm. çapında dört sütun yer almakta idi.
Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır.
Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir.
Tapınak İ.Ö. III. yüzyılın başına tarihlenmiÅŸtir. Ancak bu kutsal alan en canlı devrini İ.S. I. ve II. yüzyıllarda yaÅŸamıştır ve tahminen İ.S. 400 yıllarında, Hristiyanlık’ın yaygınlaÅŸması ile tahrip edilmiÅŸtir.
Limenia Adası
Yalvaç’a 25 km. uzaklıkta Gaziri Mevkii’nde Hoyran Gölü içerisinde bir ada olup, göl kenarına asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Adanın etrafını çevreleyen sur duvarlarından baÅŸka ada içerisinde, Artemis adına inÅŸa edilmiÅŸ bir tapınak ile diÄŸer yapı kalıntıları bulunmaktadır.
A- Tarihçesi
Yalvaç ve çevresindeki tarihi eserler kadar bu yöreden çıkan tarihi eserlerin yer aldığı Yalvaç Müzesi de büyük bir deÄŸer taşımaktadır. Müze kurmaya yönelik ilk çalışmalar 1947′de baÅŸlamıştır. Bu tarihte önce yöreden etnografik ve arkeolojik eserler toplanarak bir depoda koruma altına alınmıştır. Sonra müze binasının yapımına karar verilmiÅŸ ve müze 1966 yılında hizmete girmiÅŸtir.
B- İç Teşhir
1. Galeri: Prehistorik Eserler Bölümü
Yalvaç çevresinden derlenen ve ilçeye 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman (Köstük) Höyüğü’nden tesadüfen elde edilen (M.Ö. 3000) Eski Tunç Çağına ait piÅŸmiÅŸ topraktan yapılmış depaslar, rhytonlar, vazolar, testiler, kulplu kâseler ve deÄŸiÅŸik form gösteren diÄŸer kaplar, bu bölümün ilginç eserleri arasında yer almaktadır. Göller Bölgesi’nin tipik çanak çömlek örnekleri ayrı bir vitrinde teÅŸhire sunulmuÅŸtur. Ayrıca piÅŸmiÅŸ topraktan yapılan insan ve hayvan figürleri, mermer idoller, taÅŸ el baltaları, kemik aletleri ile çeÅŸitli çaÄŸlara ait mühürler de teÅŸhir edilmiÅŸtir. Tokmacık’ta yapılan bir araÅŸtırma sırasında meydana çıkarılan tarih öncesi (M.Ö. 8 milyon) çağın çeÅŸitli hayvanlarına ait fosiller müzeye ayrı bir önem vermektedir.
2. Büyük Salon: Klasik Eserler Bölümü
Bu bölümde eserler çağlarına göre kronolojik bir yerleştirmeye tabi tutulmuşlardır. Yunan Çağından başlayarak Bizans Çağına kadar gelen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış vazolar, çeşitli içki kapları, 5. ve 4. yüzyıla ait pişmiş topraktan çeşitli mezar buluntuları ayrı ayrı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Diğer vitrinlerde ise Antiokheia ve Men kutsal alanından elde edilen Roma Çağına ait pişmiş toprak, mermer, bronzdan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, hayvan figürleri, adak kitabeleri, yağ kandilleri, cam koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, bilezikler, değerli taşlardan yapılmış yüzük taşları, madeni yüzükler ve Bizans Çağına ait bazı ziynet eşyaları teşhir edilmektedir. Çeşitli çağlara ait zengin altın, gümüş ve bronz sikke koleksiyonları dikkat çeken eserler arasındadır. Ayrıca bu bölümde heykel, büst ve kabartmalardan oluşan bir köşe de düzenlenmiştir.
3. Küçük Salon: Etnografik Eserler Bölümü
Anadolu ve Yalvaç el sanatlarının tanıtıldığı bu bölümde altın, gümüş ve sedef kakmalı tabancalar, tüfekler, kesici ve delici silahlar, (kılıç, kama, ok ve yaylar) koruyucu silahlar (zırh ve miÄŸferler) yer almaktadır. El örgüsü yün çoraplar; renkli peÅŸkir, uçkur ve havlular; yemeni ve örtüler; kadife, sim sırma iÅŸlemeli bindallılar, entariler; cepkenler ve ceketler; üçetekler yine bu bölüme renk katan eserler arasındadır. Altın, gümüş ve bafondan yapılma kadın süs eÅŸyaları ayrı bir vitrinde teÅŸhir olunmaktadır. Osmanlı bakır işçiliÄŸinin örneÄŸi, bazı mutfak eÅŸyaları da bölümün zenginliÄŸinin bir baÅŸka delilidir. Ayrıca Yalvaç örf ve adetlerine göre düzenlenen “18. Yüzyıl Yalvaç Evi” bizden önceki kuÅŸakların sahip olduÄŸu zevk ve estetik duyguları hakkında yeterli bilgiyi ziyaretçilere sunmaktadır.
4. İç Balkon: Yazma Eserler Bölümü
Türk sanatkârlarının İslâm Çağında yaptıkları güzel yazı sanatına ait levhalar, Kur’an-ı Kerim’ler, nadide kitaplar bu bölümün paha biçilmez zenginlikleri arasındadır.
5. Salon: Resim Galerisi
Müzenin bu kısmında çağdaş Türk ressamlarının resimlerden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.
6. Salon: Açık Teşhir
Revak ve bahçede Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait mimarî parçalar, mezar stelleri, lahitler, ostotekler, sunaklar, yazıtlar, heykeller ve mil taşları teşhir edilmektedir. Ayrıca bahçede yer alan başlıklı sütunlardan oluşturulan sütunlu yol müzeye ilginç bir görünüm kazandırmaktadır.
